
12. Yargı Paketi ve TCK 158/4: Hesap Kullandırma Fiilinde Ölçülülük Arayışı ve Bu Arayışın Sınırları
Yayınlanma: 10 Ağustos 2026 15:45· Güncelleme: 10 Ağustos 2026 15:45· 4 dk okuma

12. Yargı Paketi ve TCK 158/4: Hesap Kullandırma Fiilinde Ölçülülük Arayışı ve Bu Arayışın Sınırları
7589 sayılı Kanun ile Türk Ceza Kanunu'nun 158. maddesine eklenen dördüncü fıkra, kamuoyunda "IBAN mağdurları düzenlemesi" adıyla anılsa da, aslında çok daha eski ve çok daha teknik bir sorunun, iştirak hukukundaki kusur orantılılığı sorununun geç kalmış bir cevabıdır. Türk ceza yargılaması, dolandırıcılık organizasyonlarının failliğini kuran kişi ile bu organizasyona yalnızca bir hesap numarası temin ederek katılan kişiyi, doktriner düzeyde birbirinden ayırt etmekte zorlanmamış; ancak bu ayrımı uygulamaya, yani ceza miktarına yansıtacak yasal bir mekanizma yıllarca eksik kalmıştır. Bu eksikliğin yarattığı içtihat kargaşası, düzenlemenin gerekçesini anlamak için doğru başlangıç noktasıdır. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesi'nin 26.09.2024 tarihli ve 2024/37 E., 2024/5676 K. sayılı kararı, kartını ve şifresini menfaat karşılığı kiralayan hesap sahibini dolandırıcılık suçunun asli maddi faili saymış; buna karşılık Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 04.06.2024 tarihli, 2021/16966 E., 2024/7470 K. sayılı kararı, aynı fiil örüntüsünü farklı bir kusur derecesine oturtan bir yorum çizgisi izlemiştir. Uygulamanın baskın eğilimi asli faillik yönünde yerleşmiş olmakla birlikte, bu yerleşme bir içtihat birliğinden değil, alt derece mahkemelerinin tekil kabullerinin kümülatif etkisinden doğmuştur; dolayısıyla kanun koyucunun burada bir içtihadı kanunlaştırdığını değil, bir içtihat boşluğunu doldurduğunu söylemek daha isabetlidir.
Düzenlemenin övülmeyi hak eden yönü, tam da bu noktada başlar. TCK 158/4, hesabını veya ödeme aracını yalnızca kullandıran, mağdurla temas kurmayan, organizasyonun planlanmasında rol almayan ve para akışını yönetmeyen kişi için cezada yarı oranında bir indirim öngörerek, iştirakin niteliği ile cezanın ağırlığı arasında orantılılık kurmaktadır. Bu, ceza hukukunun kusur ilkesiyle doğrudan örtüşen, isabetli bir tercihtir. Adalet Bakanlığı verilerine göre yaklaşık üç yüz bin dosyanın bu tip fiilleri konu aldığı düşünüldüğünde, düzenlemenin yalnızca bireysel adalet değil, sistemik bir orantısızlığı da düzelttiği görülür. Kanunun bunu genel bir af veya otomatik beraat biçiminde değil, mahkemenin somut olay değerlendirmesine bırakılan kademeli bir indirim biçiminde kurgulaması da isabetlidir; zira aksi bir tercih, hesap kullandıran kişi ile hesabı organize eden kişiyi aynı kefeye koyma riskini, bu kez ters yönde tekrar üretirdi.
Bununla birlikte düzenlemenin sınırları, övgüyle orantılı bir eleştiriyi de hak etmektedir. İlk sorun, kapsamın seçiciliğidir. TCK 142 (hırsızlık) ve TCK 245 (banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması) suçları bu indirimin dışında bırakılmıştır; oysa bu suç tiplerinde de benzer bir "sınırlı katkı" senaryosu, örneğin çalıntı bir kartın yalnızca kullanıma açılmasına aracılık etme, kusur yapısı bakımından dolandırıcılıktaki hesap kullandırma fiiline yakınsayabilir. Kanun koyucunun bu suç tiplerini kapsam dışı bırakırken dayandığı ölçüt gerekçede açık biçimde ortaya konmamıştır; bu da düzenlemeyi, tutarlı bir kusur teorisinden ziyade, kamuoyunda görünürlüğü yüksek bir suç tipine odaklanan konjonktürel bir müdahale olarak okunmaya açık bırakmaktadır. İkinci sorun, geçici madde ile kurulan infaz mekanizmasının uygulanabilirliğidir. Kesinleşmiş dosyalarda mahkemenin göndereceği ihtardan itibaren altı ay içinde mağdurun zararının tam olarak giderilmesi şartı, hükümlünün ödeme kapasitesini ceza indiriminin önkoşulu hâline getirmektedir; bu, maddi durumu elverişli olan hükümlü ile olmayan hükümlü arasında, suçun ağırlığından bağımsız bir eşitsizlik yaratma potansiyeli taşır. Ayrıca zarar giderilinceye kadar infazın durdurulmayacağının açıkça hükme bağlanmış olması, altı aylık sürenin fiilen yatarak geçirilmesi anlamına gelebilir ki bu, düzenlemenin amaçladığı adil sonuçla gerilim içindedir.
Üçüncü ve daha yapısal bir eleştiri, düzenlemenin kapsamlı bir infaz reformu niteliği taşımamasıdır. TCK 158/4, tek bir suç tipinin tek bir iştirak biçimine odaklanan noktasal bir müdahaledir; hırsızlık ve güveni kötüye kullanma gibi malvarlığına karşı suçlarda uzlaşma imkânının genişletilmesi gibi daha kapsamlı bir sistemik iyileştirme ise bu paketin dışında bırakılmıştır. Bu seçicilik, 12. Yargı Paketi'nin genel karakteriyle de uyumludur: paket, birbirinden bağımsız onüç kanunda değişiklik öngören bir torba düzenleme olup, bütüncül bir ceza politikası vizyonundan çok, kamuoyu baskısı yüksek noktasal sorunlara odaklanan bir müdahale mantığı izlemektedir.
Sonuç olarak TCK 158/4, kusur orantılılığı açısından doğru yönde ama eksik bırakılmış bir adımdır. Hükmün uygulanmasında asıl mesele, artık "hesap kullandırma" ile "organizasyona aktif katılım" arasındaki sınırın somut olayda nasıl ispatlanacağıdır; bu ayrım, mağdurla temas, para akışında rol ve komisyon dağıtımı gibi objektif kriterler üzerinden kurulmadıkça, düzenleme yalnızca kağıt üzerinde bir orantılılık vaadi olarak kalma riski taşır. Savunma pratiğinde bu kriterlerin dosyaya nasıl taşınacağı, önümüzdeki dönemde alt derece mahkemesi içtihadının en çok tartışacağı başlık olacaktır.


