
**ADALETTE TEMİZLİK YETMEZ, ŞEFFAFLIK DA GEREKİR**
Yayınlanma: 15 Ağustos 2026 11:02· Güncelleme: 15 Ağustos 2026 11:02· 3 dk okuma

ADALETTE TEMİZLİK YETMEZ, ŞEFFAFLIK DA GEREKİR
Adalet Bakanlığı geçtiğimiz günlerde dikkat çekici veriler açıkladı. Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından 2026 yılı içinde 525 hâkim ve Cumhuriyet savcısı hakkında esasa ilişkin karar verildiği, 333 yargı mensubuna disiplin cezası uygulandığı ve 84 kişinin meslekten çıkarıldığı bildirildi.
Bu rakamlar sıradan bir kurum içi denetim bilançosu değildir. Çünkü söz konusu olan, vatandaş adına soruşturma yürüten, tutuklama talep eden, özgürlüğü sınırlayan veya uyuşmazlıklar hakkında hüküm kuran bir meslek grubudur.
Yargı mensuplarının hukuka, meslek etiğine ve görevlerinin gerektirdiği tarafsızlığa uygun davranması elbette denetlenmelidir. Hâkimlik teminatı, kimseye sınırsız ve denetimsiz bir alan sağlamaz. Bağımsızlık; keyfîlik, sorumsuzluk veya dokunulmazlık anlamına gelmez.
Ancak açıklanan rakamların büyüklüğü başka soruları da beraberinde getiriyor:
Bu kişiler hangi eylemler nedeniyle cezalandırıldı? Meslekten çıkarma kararlarının kaçı kesinleşti? Disiplin süreçleri ne kadar sürdü? Kararlara karşı etkili bir itiraz mekanizması işletildi mi? Aynı nitelikteki fiillere aynı yaptırımlar mı uygulandı?
Kamuoyunun bu sorulara cevap araması, yargıya müdahale değil; hukuk devletinin gereğidir.
Yargıya güven yalnızca hatalı davranan kişilerin sistemden çıkarılmasıyla kurulmaz. Güven, denetimin de hukuk içerisinde yapıldığının görülmesiyle oluşur. Bir ülkede hâkimlerin denetlenmemesi ne kadar sakıncalıysa, siyasî veya idarî baskı altında denetlenmesi de o kadar tehlikelidir.
Bu nedenle iki temel ilkeyi birlikte savunmak zorundayız: hesap verebilirlik ve yargı bağımsızlığı.
Bunlardan biri diğerinin alternatifi değildir. Denetimsiz bağımsızlık ayrıcalığa, güvencesiz denetim ise baskıya dönüşebilir. Demokratik hukuk devletinin görevi, bu iki uç arasında şeffaf ve güvenilir bir sistem kurmaktır.
HSK’nin disiplin kararlarını kişisel verileri ve soruşturmanın gizliliğini koruyarak daha ayrıntılı biçimde kamuoyuyla paylaşması mümkündür. Fiillerin türü, uygulanan yaptırımlar, kararların kesinleşme durumu ve itiraz sonuçları anonimleştirilmiş istatistiklerle açıklanabilir. Böylece vatandaş, yalnızca kaç kişinin cezalandırıldığını değil, sistemin hangi ölçütlerle çalıştığını da görebilir.
Burada meselenin bir başka boyutu daha vardır. Çok sayıda hâkim ve savcı hakkında disiplin işlemi yapılması, sadece kişisel kusurlarla açıklanabilecek bir tablo mudur? Yoksa mesleğe kabul, eğitim, liyakat, terfi ve teftiş sistemlerinde daha kapsamlı sorunlara mı işaret etmektedir?
Eğer sorun yalnızca sonuç ortaya çıktığında ceza vermekle ele alınırsa, aynı problemler farklı isimlerle yeniden karşımıza çıkar. Asıl hedef, hukuka ve meslek etiğine aykırı davranışların oluşmasını engelleyecek bir kurumsal düzen kurmaktır.
Bunun yolu da liyakate dayalı atamalardan, öngörülebilir terfi ölçütlerinden, nitelikli meslek içi eğitimden ve siyasî tartışmaların dışında tutulmuş bir yargı yönetiminden geçer.
Vatandaş mahkemeye girdiğinde hâkimin kimliğine, görüşüne veya bağlantılarına değil; kanuna ve dosyadaki delillere güvenmek ister. Adaletin kişiden kişiye, şehirden şehre veya siyasî iklime göre değişmediğinden emin olmak ister.
Adalet Bakanlığının açıkladığı tablo bu nedenle bir “başarı rakamı” olarak sunulup geçilemez. Rakamlar, yargı sisteminin kendi içinde ciddi bir denetim faaliyeti yürüttüğünü gösterebilir. Fakat aynı zamanda daha fazla açıklık, daha güçlü güvenceler ve daha kapsamlı bir kurumsal değerlendirme ihtiyacını da ortaya koymaktadır.
Adaletin temiz olması kadar, temiz olduğunun toplum tarafından görülebilmesi de önemlidir.
Çünkü hukuk devletinde güven, yalnızca verilen kararlarla değil; kararların hangi kurallarla, hangi gerekçelerle ve hangi denetime tabi olarak verildiğinin bilinmesiyle kurulur.


